| |
Mekke'nin fethedilmesinin üzerinden henüz 9 yıl geçmişti. Halife Hz. Ömer'in (ra) görev verdiği komutan İyaz bin Ganem ve Halid bin Velid, 8 bin kişilik İslam ordusu ile Kuzey Mezopotamya'ya doğru ilerliyordu. Ordunun içerisinde sahabelerden oluşan bin kişilik bir kuvvet bulunuyordu. Diyarbakır Kalesi önüne gelinmişti. Bizans İmparatoru Heraklius yönetimindeki bölgede kuşatma beş ay sürdü. İyaz bin Ganem, Mardinkapı'yı; Said bin Zeyd, Urfa Kapı'yı; Muaz bin Cebel, Dağ Kapı'yı; Halid bin Velid, Yenikapı'yı tutmuştu. Halid bin Velid, sur dibinde gizli su deliğini bulmuş ve bunu genişleterek içeri girebileceğini keşfetmişti. Şehre menfezden ilk giren Halid bin Velid oldu. Beraberinde otuz kadar sahabe daha şehre girmeyi başardı. Yanlarında kılıç ve hançerlerinden başka silahları yoktu. Komutan Halid'in adamlarından on kişi kilitlerini ve zincirlerini kırıp kapıyı açtı. Böylece Amed şehri yani Diyarbakır 639'da fethedilmiş oldu.
ASHAB-I KEHF, LİCE'DE
Fetih sırasında Peygamberimiz'in (sallallâhu aleyhi ve sellem) arkadaşları olan 27 sahabe bir bölgede, 13 sahabe ise surların farklı bir yerinde şehit oldu. Yaralanan Sultan Sasa'nın da 6 ay sonra şehit olmasıyla birlikte bölgeye toplam 41 sahabe defnedildi. Diyarbakır'da 30 sahabe mezarının kesin olarak yerleri biliniyor. Ancak daha sonra şehirde kalan ve soylarını devam ettirenlerle birlikte toplam 541 sahabe ve tâbiînin kabrinin bulunduğu belirtiliyor. Kentte halen sahabe torunu olduklarını belgeleyebilen, şecere tutan aileler var. Kentte 6 peygamberin kabri, 3 peygamberin ise makamının bulunduğu ifade ediliyor. Sahabe kabirlerinin sayısı bakımından Mekke ve Medine'den sonra üçüncü sırada yer alan Diyarbakır'ı Kudüs, Suriye ve Irak'ın takip ettiği ileri sürülüyor.
Diyarbakır'da bugünlerde kameralarıyla ilçe ilçe gezerek çekim yapan ve akademisyenlerle hummalı görüşmeler yapan bir ekip var. Dört kişiden oluşan ekip şehrin tarihini ve kültürünü konu alan bir belgesel hazırlıyor. Ancak gördükleriyle hem şaşkına dönmüş hem de heyecana kapılmışlar. Şehrin inanç turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu anlatan belgeselciler, 3 dinin bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış kutsal değerlerini dünya kamuoyuna ilk kez sunacaklarını açıklıyor. Yönetmen Halil Demirci, kapkaç ve terörle anılan şehrin, aslında bir peygamberler ve sahabeler kenti olduğunu, diğer semavi dinler açısından çok sayıda kutsal mekân barındırdığını ifade ediyor.
Diyarbakır'ın sahip olduğu zenginliklerin bugüne kadar tanıtılmamış olmasına anlam veremediğini belirten Demirci'ye göre, şehir çok değerli ve okunmayı bekleyen bir kitap. Ashab-ı Kehf'in Lice ilçesinde olduğuna kesinlikle inandığını belirten Demirci, ayetlerde verilen ipuçlarını ve delilleri ekrana yansıtacaklarını söylüyor. Bölgedeki ilginç bir geleneği ise şöyle aktarıyor: "İlçede 168 kişiye Ashab-ı Kehf'ten Yemliha ismi verildiğini tespit ettik. Mağarada bekleyen köpek olan Kıtmir ismi bile 12 kişiye verilmiş. Bu isimler gelenek üzerine veriliyor." Yapımcı Bahar Akay ise Kral Dekyanus'un burada bulunduğunu belgeleyen, efsaneyi doğrulayan unsurları tespit ettiklerini, olayın geçtiği Efsus (Fis) Ovası'nın Diyarbakır'da bulunduğunu ve bu görüntüleri ilk kez dünya gündemine sunacaklarını dile getiriyor.
DİYARBAKIR'DA 1467 YILDIR EZAN OKUNUYOR
İlk insanların yaşadığı, ilk tahılın ve buğdayın hasat edildiği 10 bin yıllık Çayönü bölgesi, 2-3-4 kişinin yatabileceği oyma taşları ve reliefleri bulunan Hilar mağaralarını, buraya yakın bölgedeki merdivenleri ve yerleşim yeri kalıntıları bulunan Kikan yerleşim alanını da ilk kez kendilerinin ekrana getireceklerini belirtiyor.
İslam, Hıristiyan ve Yahudi dünyasının ilgisini çekecek, turizm açısından önemli mekânları tespit ettiklerini söyleyen yönetmen Demirci, Eğil yakınlarında Yuhanna İncili'nin yazıldığı mağarayı görüntülemiş. Mağarada aziz mezarları, duvarları süsleyen freskler ve kabartmalar detaylarıyla aktarılmış. Dağdaki mağaranın içerisinden Dicle Nehri'ne inen yaklaşık 200 basamaklı yol ve gizli geçitler tespit edilmiş: "Bu görüntüler dünya televizyonlarında yayınlandıktan sonra şüphesiz değişik inanca sahip insanlar bu toprakları ziyarete gelecektir. Hz. Elyesa (as) ve Hz. Zülküf'ün (as) burada bulunması, Hz. İlyas'a (as) peygamberliğin bu şehirde verilmesi, Hz. Yunus'un (as) Fis kayasında 7 yıl kalması tarihi gerçeklerdir."
Yapımcı Bahar Akay ise Eğil'de Hz. Zülküf (as) ve Hz. Elyesa'nın (as) 19 yıl önce kabirlerinin değiştirilmesi sırasında yaşanan mucizevi bir olayı anlatıyor. Eğil ilçesinde bulunan kabirler Dicle Nehri üzerine yapılacak olan baraj nedeniyle sular altında kalma tehlikesi geçirmiş. Bunun üzerine kabirlerin 7 kişilik yeminli görevli tarafından taşınmasına karar verilmiş. 3 bin yıllık bedenlerin nakli sırasında ilçe halkı birden sokaklara dökülmüş ve herkes ayakta beklemiş. Üstelik kimsenin bu nakilden haberi yokmuş. Nakli üstlenenlerin şahit oldukları olay ise kabirdeki bedenlerin hiç bozulmamış olması.
Diyarbakır'da İslam ordusunun fethinden bugüne kadar ezan sesi hiç dinmedi. Ve bir daha hiçbir zaman düşman işgaline uğramadı. Şehrin anlatılmayı ve anlaşılmayı bekleyen bir tarih hazinesi olduğunu dile getiren Halil Demirci, Diyarbakır'ın terör ve kapkaçla anılmasının çok acı olduğunu söylüyor: "Diyarbakır anıldığı gibi değil. Kamuoyundaki imajını hak etmiyor. Tabiî ki içerisinde yanlış yapanı var. Görünen o ki meydan onlara bırakıldı. Vatanını milletini seven insanların da hatası var. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Diyarbakırlılara büyük görev düşüyor. Kendilerini neden biz bu hale düştük diye sorgulamalılar. Bölge için teşhis konulmalı ve tedavi yöntemleri geliştirilmeli herkes üzerine düşen görevi yapmalı ve bu fırtınayı dindirmeliyiz. Bu şehirde ezan daima okunacak. Dünya durdukça bayrağımız bu bölgeden inmeyecek.
BEŞİNCİ HAREM-İ ŞERİF ULU CAMİ
Demirci, ünlü Malabadi ve Haburman Köprüsü, Çermik Kaplıcaları, Ergani'deki tarihi eserler ve Silvan'daki Selahattin Eyyubi Camii gibi çok sayıda eserin ayakta olduğunu belirtiyor. Bahar Akay ise yurtdışındaki insanların Türkiye'yi tanımaması gibi, Türkiye'nin batısının da doğusunu iyi tanımadığını vurguluyor: "Ahmet Arif, Süleyman Nazif, Ozansoy ailesi, Cahit Sıtkı Tarancı, Ziya Gökalp buralı. Burası terörle anılıyor; ama halk da bundan çok rahatsız."
Bu yıl 1467. yıldönümü münasebetiyle ilk kez 26 Mayıs'ta "Sahabe Kenti Diyarbakır'da Sahabe Günü" düzenleyen Diyarbakır Müftüsü Ali Maraşlıgil de Osmanlı kitabelerinde Diyarbakır'da şehit olan sahabelerin isimlerinin yazılı olduğunu belirtiyor. Maraşlıgil, sahabelerin soyundan gelen ailelerin sayısının şimdi binlerle ifade edilebileceğini söylüyor.
Belgeselde Ulu Cami için 5 dakika yer verildi. 3 dine mabetlik yapan ve Diyarbakır'da 4 mezhepten olanların da aynı anda ibadet ettikleri bir mekân. Akay, camiden çıkan farklı mezhepten insanların aynı avluda bir araya gelmesini, beraberlik ve kardeşlik adına Diyarbakır'ın tarihini özetleyen bir olay olarak nitelendiriyor. Ekibin elde ettiği verileri toparlayan AK Parti Diyarbakır Milletvekili İrfan Rıza Yazıcıoğlu hazırladığı 90 sayfalık raporu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sundu.
DİYARBAKIR'IN ÖTEKİ YÜZÜ
Yazıcıoğlu'nun raporunda İslam, Hıristiyan ve Yahudi inanç turizmi başlıkları altında dinî envanterler listeleniyor; İslam başlığı altında şunlara yer veriliyor:
Diyarbakır'da 30'unun mezarı belli 541 sahabe ve tâbiîn yatmaktadır.
Eğil'de isimleri Kur'an-ı Kerim'de geçen Hz. Zülküf, Hz. Elyesa, Hz. Süleyman'ın kâtibi Harun'u Asefi, Nebi Zennun (Hz. Yunus), Nebi Melak yatmaktadır. Hz. Danyal ile ilgili güçlü veriler vardır.
Ergani Otluca (Kızılca köyünde) Hz. Şit'in oğlu Hz. Adem'in altıncı göbek torunu Hz. Enuş yatmaktadır.
Fis Kayası'nda Yunus Peygamber'in makamı, Ergani'de Zülküf Peygamber'in makamı vardır.
Ulu Cami beşinci Harem-i Şerif'tir. (Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Aksa, Halilurrahman Camii)
Hani'de yeni ismi Duru olan Derkam (Deyrur Rakim) köyünde Ashab-ı Rakim, Lice Yencülüs Dağı'nda Ashab-ı Kehf'e ait mağaralarla ilgili belgeler son derece güçlüdür.
Diyarbakır'ın terör ve şiddetle anılmasından rahatsız olduğunu belirten Yazıcıoğlu, kenti inanç turizmi merkezi haline getirmek için çalışmalar yürüttüğünü belirtiyor. Bölgenin yeteri kadar tanıtılması halinde, özellikle yurtdışından çok sayıda turist çekilebileceğini söylüyor. Ulu Cami'nin; Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebevi, Mescid-i Haram ve Şam'daki Emevi Camii'nden sonra İslam dininin beşinci büyük mescidi olduğunu vurguluyor.
İRANLI TURİSTLER DİYARBAKIR'DAN TRANSİT GEÇİYOR
İran'dan gelen çok sayıda turistin, şehirlerinden transit geçerek Hz. Fatma'nın kabrini ziyaret için Suriye'ye gittiğini anlatan İrfan Rıza Yazıcıoğlu'na göre, yeterli tanıtım yapılması halinde, İran, Irak ve Suriye'den çok sayıda turist Diyarbakır'ı da bir inanç turizmi merkezi olarak görebilir. Yazıcıoğlu, tanıtım çalışmalarını başlatmak amacıyla uzmanlardan oluşan 40 kişilik bir ekiple 17 Temmuz'da Suriye'ye 3 günlük bir gezi yapacağını da belirtiyor.
AK Partili Yazıcıoğlu, "Sadece Müslümanlar için değil, Hıristiyanlar için de önemli bir turizm merkezi olabilir. Diyarbakır'da, Hıristiyanlığın ilk dönemlerine ait 37 kilise var. Yuhanna İncili'nin yazıldığı mağarada kentimizde tespit edildi." diyor. İrfan Rıza Yazıcıoğlu, ibadet merkezlerinin inanç turizmine kazandırılmasıyla yıllarca terör olayları nedeniyle ekonomik sıkıntılar içinde, zor şartlarda yaşanan şehirde ekonomik rahatlık ve istihdamın sağlanabileceğini belirtiyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı desteğiyle hazırlanan "Diyarbakır'ın Gülen Yüzü" belgeselinde Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan ve İsrail'de yapılmış çekimler de yer alacak. Belgesel, 2 ay sonra yayına hazır hale gelecek. Türkçe, İngilizce, Arapça, Farsça, Urduca, Almanca, Fransızca ve İspanyolca olmak üzere 8 dilde çoğaltılacak. Büyükelçilikler ve ataşelikler yardımıyla yurtdışındaki televizyon kanallarında yayınlanması sağlanacak.
|
|